ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUP- recep tayyip erdoğan`ın okuduğu şiir

Orhan Demir 21 Mayıs 2014 1
ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUP- recep tayyip erdoğan`ın okuduğu şiir

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir zamanlar mağdurdu ve bir şiir albümü yapmıştı…Erdoğan, Necip Fazıl Kısakürek’in şiiri “Zindandan Mehmed’e Mektup”u seslendirdi

ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUP

Zindan iki hece. Mehmed’im lâfta!

Baba katiliyle baban bir safta!

Bir de, geri adam, boynunda yafta…

Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!

Kavuşmak mı?.. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,

Kırmızı tuğlalar altı köşeli.

Bu yol da tutuktur hapse düşeli…

Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!

Bir âlem ki, gökler boru içinde!

Akıl, almazların zoru içinde.

Üstüste sorular soru içinde:

Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?

Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı

Kaydını düştüler, mühür basıldı.

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı

Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;

Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

Müdür bey dert dinler, bugün “maruzât”!

Çatık kaş… Hükûmet dedikleri zat…

Beni Allah tutmuş, kim eder azat?

Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem…

Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;

Sayım var, malta `da hizaya dizil!

Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!

İnsanlar zindanda birer kemmiyet;

Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;

Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…

Yalnız seccademin yönünde şefkat

Beni kimsecikler okşamaz mâdem;

Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!

Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!

Dakika düşelim, senelik paydan!

Zindanda dakika farksız aydan

Karıştır çayını zaman erisin;

Köpük köpük, duman duman erisin!

Peykeler, duvara mıhlı peykeler;

Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,

Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler…

Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!

Kanla dolu sünger… Beynimi içtin!

Sükût… Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;

Tek nokta seçemez dünyada nazar.

Yerinde mi acep, ölü ve mezar?

Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?

Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir…

İstersen demirde muhali kemir,

Ne gelir ki elden, kader bu, emir…

Garip pencerecik, küçük daracık;

Dünyaya kapalı, Allah’a açık

Dua, dua, eller karıncalanmış;

Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.

Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış…

Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu

İplik ki incecik, örer boşluğu

Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;

Karanlığında nur, yeniden doğuş…

Sesler duymaktayım; Davran ve boğuş!

Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!

Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

One Comment »

  1. semih 13 Haziran 2011 at 10:59 -

    ağzınıza yüreğinize sağlık tüm duygularınızı belirttiniz

Beğendiysen yorum yap »